Moskova’da restoranlarda kolanın yaygın bir içecek olmadığını fark ettim. Tabi ayran da yok haliyle. Sudan sonra yemekle birlikte en çok tercih edilen içecek "mors" adında bir içecek. Alkolsüz. Kırmızı renkli ve küçük orman meyvelerinden yapılıyor. Genelde çilek, kızılcık, yaban mersini benzeri meyvelerden hazırlanıyor. Bu içeceğin oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum.
Önemli bir çay ve kahve kültürü olduğunu söyleyebilirim. Siyah çay yanında yeşil çay da çok tercih ediliyor. Bu arada Rusça'daki semaver, çay ve çaynik gibi kelimeler Türkçe okunuş ile aynıdır. Çay kırsalda ve aile ortamında önemini korurken kahvenin modern bireysel dünyanın ve beyaz yakalıların önemli bir içeceği haline geldiğini söylemek mümkün. Tüm dünyada benzer bir trend var aslında.
Diğer yandan, özellikle kış aylarında hemen her mekanda güzel kış çayları bulunur Rusya'da. Cam demliklerde ikram edilirler. Doğal bitki kökleri ve çilek, ahududu, yabanmersini, kuşburnu gibi orman meyveleri kullanılarak farklı çeşitlerde çay hazırlanır. Zencefil, zerdeçal, tarçın, papatya, nane, vanilya, adaçayı, ıhlamur gibi bitkiler ve limon çaylarda kullanılan malzemelerden bazılarıdır. Yine portakal kabuğu ve elma kabuğunu bunlara ilave etmek gerekir. Mesala limonlu ve zencefilli çay kışın bağışıklığı güçlendiren bir çaydır.
Kefir de Rusya’da en önemli içeceklerden biri.
Bizim ayrana benzemekle birlikte daha yoğun ve tadı ekşimsi. Sağlık için
oldukça faydalı olduğu düşünülüyor. Uzun yıllar nasıl hazırlandığı bir sır
olarak kalmış. Anlam olarak Türkçe ve Arapçadaki keyif kelimesinden geliyor ve
arkasında bir tür aşk hikâyesi var diyebiliriz. İlginç olan ise Rusya’da halk
arasında pek bilinen bir hikâye değil. Ben de bir şekilde tesadüfen öğrenmiş
oldum. İlk olarak Kuzey Kafkasya’daki bir bölgede yapılıyormuş ve nasıl
hazırlandığı kimseye anlatılmıyormuş. 20. yüzyılın başlarında genç bir
fabrikatör, İrina Saharova adındaki çalışanını bir grupla birlikte tarifi elde
etmek için bölgeye gönderiyor. Yirmi yaşındaki İrina oldukça güzel bir kızmış.
İrina beraberindeki ekiple birlikte Mirze-bey
adındaki bir beyin yaşadığı, süt ve peynir üretilen dağlık bir bölgeye geliyor.
Mirze-bey onları gayet iyi karşılıyor ve sorularına yanıt veriyor, ancak
kefirin sırrını vermiyor tabi. İrina ve beraberindekiler ayrıldıklarında bir
grup onları çeviriyor ve İrina’yı alıkoyuyor. İrina bir köye getiriliyor. Orada
yaşlı bir kadın tarafından kendisine ikramda bulunuluyor ve beyin kendisini çok
beğendiği ve onunla evlenmek istediği söyleniyor. O sırada Mirze-bey de geliyor
ve özür dileyerek aşkını ilan ediyor. İrina sessiz kalıyor. Ancak tam bu sırada
daha önce İrina’nın yanında bulunanlar askerlerle birlikte köye geliyorlar.
Mirze-bey mahkemeye çıkarılıyor.
İrana’dan onu affedip etmeyeceği soruluyor.
İrina ise yalnızca kefirin tarifini vermesi koşuluyla affedebileceğini
söylüyor. Ertesi gün Mirze-bey tarifle birlikte İrina’ya bir demet dağ çiçeği
gönderiyor. Böylece ilk olarak 1908 yılında Moskova’da eczanelerde kefir
şişeleri yer almaya başlıyor.
Tabi İrina o zamanlar kefirin sırrını elde
edemeseydi güzelliği sayesinde ve Mirze-bey aşık olmasaydı kefirin
yaygınlaşması zaman alabilirdi ama mutlaka ortaya çıkardı bir şekilde. İşte
kefirin hikâyesinde de tek taraflı diyebileceğimiz bir aşk yatıyor diyebiliriz.
Gelelim votkaya. Votka Rusya ile özdeşleşmiş bir içki. Beluga, Ruskiy standart, belaya
berozka, piyat ozer, telnyaska, simirhof, putinka, kubanskaya, moskovskaya,
narodnaya, gibi çok sayıda votka markası bulunuyor. Alkolsüz içkilerde kefir ve
mors nasıl milli içecek gibiyse votka da alkollü içecekler açısından önemli bir
yere sahip. Vodka geleneksel olarak fermente edilmiş tahıllardan veya
patatesten yapılıyor.
Votka Slav
dillerindeki vada (su) kelimesinden türetilmiş aslında. Vodka’nın ilk olarak
1405 yılında medikal bir sıvı olarak kullanıldığı, Rusça sözlüklerde ise 19.
yüzyıldan itibaren yer almaya başladığı söyleniyor.

Yorumlar
Yorum Gönder