Sultanın paşaları

 

İlber Ortaylı’nın tavsiye ettiği kitaplar arasında yer alan Olivier Bouquet’in Sultan’ın Paşaları adlı kitabı ilginç bilgiler içeriyor.

 

Özellikle 19. yüzyılda paşaların özellikleri, rütbeleri, nişanları, madalyaları, önemli paşalar, liyakatsiz paşalar, paşalar hakkında tutulan sicil kayıtları (sicill-i ahval) gibi Osmanlı bürokrasisi hakkında oldukça ilginç bilgiler yer alıyor kitapta. Yazar esasen ayrıntılı olarak tutulan bu sicil defterlerinden yararlanarak çeşitli analizler yapıyor.

 

Oldukça hacimli bir kitap olduğundan önemli gördüğüm birkaç hususa yer vereceğim. Öncelikle paşa kavramının nereden geldiğine bakalım.


 

Kitap dipnotunda yer verildiği üzere, Fransız dilbilimci J. Denny “paşa” sözcüğünün “başağa”dan geldiğini düşünüyor. Bu sözcük eski Türklerde hükümdarın en büyük oğlu, en büyük erkek kardeş anlamında kullanılıyormuş. Ahmet Refik Paşa ve Salahi gibi Türk sözlük yazarları ise paşa kelimesinin ağabey anlamındaki başa, başe veya beşe’den geldiğini söylüyor. 

 

Paşa sözcüğünün idari anlamı ise belirgindi yazara göre. 1830'lu yıllarda Abdülhamid döneminin sonuna kadar şu rütbelerden birinin alınmasıyla kazanılan resmi bir unvandı paşalık: 

 

1-Mirimiran (beylerbeyi), 2-Mirümülera, 3-Rumeli beylerbeyi, 4-Vezir, 5-Mirliva, 6-Ferik, 7-Birinci ferik, 8-Müşir

 

Yazara göre daha önce rütbe sahibi olmayan kişiler nadiren paşa oluyordu. Paşaların dünyası devletin en Osmanlı dünyasıydı.

 

Yazara göre 19. yüzyılın en önemli paşalarından biri, belki de bunların en başında olanı Mustafa Reşit Paşa'ydı. 1800'de doğmuş, bab-ı ali dairelerinde yetişmişti. 1836'da Paris'e elçi olarak görevlendirildi. Ertesi sene ise hariciye nazırı olarak atandı. 1846'da sadrazam oldu. 1858'deki ölümüne kadar bu görevini 5 kez üstlendi. Kendisine “büyük”, “koca” unvanları verilmişti. Tanzimatın ve modernleşmenin mimarıydı.

 

Diğer önemli paşalar arasında, Ahmet Cevdet, Ahmet Mithat, Ahmet Muhtar gibi isimler vardı. 

 

Yazara göre haşmetli paşalar çok farklı şekilde kendini gösteriyordu. Bürokrat olarak kurumların reformuna öncülük ediyor, sefir olarak sefaret işlerini biliyor, nazır olarak becerikli politikacıydılar. İçerideki kargaşalara ve dışarıdan gelen tehditlere karşı gücü ve gönülleri seferber eden askerdiler.

 

Yazar Bouquet paşaların olumlu özellikleri hakkında şu bilgileri veriyor. Buna göre paşalar kültürü ile ortalama insanın üstünde yer alıyordu. Özellikle üç klasik dili bilirlerdi. Aralarında şair olanlar vardı. Esas maharetleri ise güzel yazı yazmaktı. Zamanın insanı olan paşa yeni edebiyat kültürüne yakından iştirak eder, bilimsel ve teknik geleneklerden haberdar olurdu. Paşa ayrıca fazilet timsaliydi. Ahlaki tatmin sağlamadığı sürece hiçbir yeteneğin değerli olmadığını düşünen kronik yazarların fazilet anlayışını yansıtırdı.

 

Devlette sadakatle hizmet, ehliyet, vukuf ve tevazu büyük paşaların ortak özellikleriydi. Paşalar meslektaşları karşısında mütevazi bir dil kullanır ve amirlerine karşı da bu dili muhafaza ederdi. Terfilerine hayret etmiş gibi konuşurlardı.

 

Elbette farklı özellikleri olan liyakatsiz kimseler de vardı. Ayrıca rüşvet ve servet merakı hususları da görülüyordu kuşkusuz. Ama bu büyük devlet adamı paşaların önemli özelliklerini gölgelemeye yetmez.

 

19. yüzyılda bütün paşalar Türkçe konuşup yazmaktaydı ve hal tercümelerinde kullanılan dil Türkçe idi. 

 

Paşaların eğitim durumları çeşitlilik gösteriyordu. Mekteb-i sıbyan, rüştiye gibi okullar temel okullardı. Tahsil hayatının başlangıcı mekteb-i sıbyandı. Yüksek okul sayısı azdı ve farklılık gösteriyordu. Ancak 19. yüzyılda bir noktadan itibaren Mekteb-i Mülkiye en önemli eğitim kurumu haline geldi. Bu önemli okul devlete hem yüksek memur hem diplomat hem de bölgesel memur yetiştiriyordu. 

 

Paşaların yarısından fazlası sultanın kulları arasından çıkmaktaydı. Babası devlet ricalinden olan çocukların zirveye yani vezirliğe çıkması kolaylaşıyordu. Yazara göre sicillerdeki vezirlerin üçte ikisinden fazlası devlet hizmetinden geliyordu. Yani dışardan geçişler sınırlıydı. İlmiye sınıfından pek az paşa çıkmaktaydı.

 

Neticede Osmanlının önemli bir bürokrasi ve hiyerarşi düzeni olduğu görülüyor. Ayrıca soylu sınıfı olmayan Osmanlıda modernleşme ve yenilik adımları hep paşaların ve bürokratların çabasıyla gerçekleşiyordu. Diğer yandan Batı toplumlarındaki soylu sınıfın sanatın ve edebiyatın himayesini de üstlendiği dikkate alındığında Osmanlı’da bu alanın boş kaldığı, kısmen bürokratlar tarafından doldurulduğu görülüyor. 

 

Fakat buradaki esas sorun II. Mahmut’a kadar eğitim ve idaredeki modernizasyon anlamında gerçek bir atılım olmaması, II. Mahmut reformlarının ise örneğin Büyük Petro’nunki kadar kapsamlı ve etkili olamaması. Karşılaştırılması gereken iki husus ise yönetici kararlılığı ve reforma karşı direnç farklılığı.

Yorumlar