Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım

 

Osmanlı’da soylu sınıfı yoktu. Ama Osmanlı bürokrasisi hem değişime öncülük etmiş hem de kimi mensuplarının bilgisi ve görgüsü itibarıyla toplumun hayli ilerisinde modern yaşamlar filizlenmesine olanak vermiştir. Soylu sınıfının Avrupa ve Rusya’da değişimin öncüsü olması yanı sıra sanat ve edebiyatı da himaye etmesi gibi Osmanlı bürokratları ve onların çocukları da sanata ve edebiyata katkı sağlamıştır.

 

II. Mahmut döneminden itibaren Avrupa’ya, özellikle de Fransa’ya giden bürokratlar ve zamanın ileri gelenleri oralardaki fikir ve sanat akımlarının Türkiye’ye taşınmasına öncülük etmiştir. Tanzimat ve meşrutiyet deneyimleri bu süreçleri hızlandırmıştır.

 

İşte ilk Türk kadın ressamlardan olan, Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım da Avrupa görmüş, resim sanatını öğrenmiş ve Türkiye’de bu sanatı icra etmiştir. 

 

Fakat çileli bir hayat yaşamıştır maalesef.


 

Celile Hanım 1880 yılında Selanik’te doğar. Babası Leh kökleri olan Hasan Enver Paşa onun eğitimine çok önem verir. Piyano çalmayı öğrenmiş, Fransızca ve Almanca ile erken yaşlarda tanışmıştır. Hasan Enver Paşa II. Abdülhamid’in yaverliğini yapmıştır. Dilci ve eğitimcidir. Yaverlik yaptığı dönemde sarayda görevli olan ressam Fausto Zonaro’dan kızının ders almasını sağlar.

 

Celile Hanım’ın annesi Leyla Hanım ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa’nın kızıdır.

 

Resme merak salan Celile Hanım, kadınlı erkekli toplantılara katılmaktan çekinmeyen ilerici bir kadındır. 1900 yılında hariciye memuru olan Hikmet Bey ile evlenir. Hikmet Bey ise Osmanlı’nın ünlü valilerinden Nazım Paşa’nın oğludur. Nazım Paşa Diyarbakır, Konya, Sivas ve Halep gibi yerlerde valilik yapmıştır. Ayrıca şairlik yönü ve Mevlevi tekkesi üyeliği bulunmaktadır.

 

Hikmet Bey Hariciyedeki görevinden istifa edince ailesiyle birlikte Halep’teki babasının yanına taşınır. Bir takım ticari faaliyetlere girişmiş ama başarılı olamamıştır. II. Meşrutiyetin ilanından sonra yeniden Devlette tercüman olarak çalışmaya başlamıştır. Nazım Hikmet’in “Otobiyografi” şiirindeki Halep ifadesi bu yıllardan gelmektedir:

 

1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem.
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu ve
on dördümden beri şairlik ederim.

Celile Hanım ve Hikmet Beyin evlilikleri iş yaşamındaki istikrarsızlıklar, mali sorunlar, anlayış farkları ve geçimsizlik nedeniyle uzun sürmemiştir. Çift 1917 yılında boşanmıştır.

 

Celile Hanım’ın hayatında önemli bir etki yaratan olay dönemin ünlü şairi Yahya Kemal ile yaşadığı aşktır.

 

Celile Hanım ve şair Yahya Kemal Beyatlı ilk karşılaştıkları andan itibaren birbirlerine âşık olurlar. Yahya Kemal oldukça güzel bir kadın olan Celile Hanım’a şiirler de yazmıştır. Nazım Hikmet’in üvey oğlu olan yazar ve eleştirmen Mehmet Fuat, Yahya Kemal’in “Vuslat”, “Telakki”, “Erenköyü’nde Bahar” ve “Eski Mektuplar” gibi bazı şiirlerini Celile Hanım için yazdığını ifade etmektedir. Bazı iddialara göre Yahya Kemal ünlü şiiri “sessiz gemi”yi de Celile Hanım için yazmıştır.

 

Aşkla dolu ama zorlu bir ilişkileri olduğu anlaşılıyor. Nazım Hikmet’in tavrı kadar Yahya Kemal’in evliliğe olan olumsuz tutumu da ilişkinin bozulmasında etkili oluyor.

 

Yahya Kemal Nazım Hikmet’e annesinin ricası üzerine evlerinde özel ders vermeye başlar. Ancak bir süre sonra Nazım’ın öğrenci olduğu deniz askeri lisesinde annesi ve hocası Yahya Kemal hakkında dedikodular başlayınca işler karışır. Nazım Hikmet artık kendisinin de farkına vardığı hocası ve annesi arasındaki ilişkiden rahatsız olur. Birgün Yahya Kemal’in cebine gizlice bir not koyar:

 

“Muallim olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremeyeceksiniz.”

 

Celile Hanım ve Yahya Kemal ilişkisi zorluklarla sürer. Celile Hanım bir an önce evlenmenin doğru olacağını düşünür ve bunu sık sık dile getirir. Yaşayacakları evin tefrişatı hakkında hayaller kurar. Ne var ki Yahya Kemal evliliğe kendini hazır hissetmez. Beklenmedik bir veda mektubu yazar.

 

Tabi bu durum Celile Hanım’ı sarsar. Zor günler geçirdikten sonra resim eğitimi almak üzere Paris’e gider. Eğitimini aldığı tarzı Türkiye’de uygulayabilmek için “nü” resim tarzını hamam resmine uyarlar. Ayrıca portreler üzerinde uzmanlaşır. Genelde, belki kendi hayatındaki hüznü de sembolize eden pastel tonlar kullanmıştır.

 

Resme olan sevgisi o kadar canlıdır ki, belli bir yaştan sonra gözlerine katarakt indiğinde bile çalışmalarına devam edebilmek için üç gözlük üst üste takarak çalışmalarını sürdürdüğü söylenmektedir.

 

Kızı Samiye Yaltırım’ın çabalarıyla ailenin elinde ve özel koleksiyonlarda yer alan 22 desen ve 22 yağlı boya resimden oluşan zengin sayılabilecek bir sergi 1988’de İstanbul’da düzenlenmiştir.

 

Celile Hanım’ın hayatındaki başka bir zorluk, uykularını kaçıran, ana yüreğini alt üst eden başka bir gelişme ise Nazım Hikmet’in hapisliğidir. Nazım Hikmet çok ünlü bir şair olmuştur. Ama komünist olması ve Sovyet Rusya deneyimi başına işler açar. Onun serbest kalması için kampanyalar başlatmış, mektuplar yazmış, ileri gelenlerle görüşmeler yapmıştır.

 

Nazım’ın son aldığı 28 yıl hapis cezasından sonra annesi Celile Hanım'ın 4 Haziran 1938’de Atatürk’e yazdığı mektubun sonunda şu ifadeler yer alıyor:

 

“Mustarip bir ana sıfatıyla en büyük emelim, oğlumun masumiyetine sizin de kanaat getirmeniz ve onu affa lâyık görmenizdir. İstirhamlarımın reddedilmeyeceğine güvenerek, minnetle ellerinizden öperim büyük Atam.”

 

Ancak bu mektubun Atatürk’e ulaşıp ulaşmadığını bilmiyoruz. Kısa bir süre sonra Atatürk’ün hayata veda etmesi Celile Hanım’ı çok üzer.

 

Celile Hanım oğlu Bursa Cezaevinde hapis yatarken ona yakın olabilmek amacıyla bu şehirde ev tutmuştur.


Nazım Hikmet hapislik günlerinde annesine sık sık mektup yazmıştır. Senin daha az üzüldüğünü bilmek benim için bahtiyarlık olur, ellerinden öperim gibi ifadeler yer almıştır mektuplarında.

 

Nazım Hikmet cezaevinde açlık grevine başladığında Galata Köprüsü üzerinde pankart asarak imza toplamaya başlar annesi. Kampanya yoğun ilgi görmüş ve trafik tıkanmıştır. Bölgeye gelen polisler onu karakola götürürler. Ona şöyle sorarlar: “Senin gibi hiçbir şeyden haberi olmayan, evinde kalması gereken bir kadına, kim yazdırdı bu yazıları bakalım?”

 

Bu konu hakkında nakledilen ilginç bir olay da Yahya Kemal ile ilgilidir. Celile Hanım gururunu bir kenara bırakıp, oğluna yardım etmesi için o dönem milletvekili olan Yahya Kemal’e de mektup yazmıştır. Daha ilginci ise Celile Hanım Galata köprüsünde imza kampanyası eyleminde iken o sırada Yahya Kemal oradan geçer. Celile Hanım’ın perişan halini görür ama hiç konuşmadan oradan ayrılır.

 

Nazım Hikmet’in serbest kalması için düzenlenen imza kampanyalarında dönemin önemli edebiyatçıları imza vermiştir. Örneğin Nurullah Ataç, Halide Edip Adıvar, İbrahim Çallı, Behçet Kemal Çağlar gibi. Yahya Kemal imza atmamış, söylendiğine göre beni bu işe katmayın, demiştir.

 

Malum Nazım Hikmet 1950 yılında çıkarılan af sonucu serbest kalır. Ancak kalbi hastadır. Yeni zorlukları kaldıramayacağını düşünür. Hayatından endişe ettiği için Türkiye’den ayrılır ve Moskova’ya gider.

 

Celile Hanım son sergisini 1956 yılında Ankara’da açar. Sergiden kısa bir süre sonra da kalp krizi geçirerek 76 yaşında hayata veda eder. Nazım Hikmet o sırada Moskova’dadır. Vatandaşlıktan çıkarılmıştır ve Türkiye’ye gelmesi mümkün değildir. Annesinin ölüm haberi ve cenazesine bile gidememek onu çok üzmüştür.

 

İlginç bir nokta ise Nazım Hikmet’in Yahya Kemal’in ölümünü öğrendikten sonra 1958 yılında karısına yazdığı mektupta üzüntüsü dile getirmesi ve şu satırlara yer vermesidir:

 

“Yahya Kemal ölmüş. Büyük şair. Hocalarımdandı da, hem de çok şey öğrendiğim hocalardan. 73 yaşındaymış. Bir hayli zaman uyuyamadım.” 

 

 

Kaynaklar:

-Osman Balcıgil, Ela Gözlü Pars, Celile

-Aysel Hacır, Celile Hanım

-Celile Hanım, Sergi Kataloğu, Kaya Özsezgin, YK, yayınları

-Wikipedia

-Diğer

 

 

Yorumlar