Nazım Hikmet'in şiirlerini severek okuduğum gençlik yıllarında hayat hikayesini yeterince bilmiyordum. Onun hakkında yazılan kitapların hemen hepsini Moskova yıllarında okuma fırsatım oldu ve çok etkilendim.
Benzer şekilde Sabahattin Ali’nin romanlarını ve öykülerini okuduğum dönemlerde de hayatına ilişkin ayrıntılardan haberdar değildim. Bu daha sonra mümkün olabildi. Onun öldürülmesine giden süreç ve 1948 yılında öldürülme şekli çok üzüntü verici gerçekten. Bulgaristan’a kaçmak isterken, işkence edilip, sorgulanmış, başına bir sopayla vurularak Bulgaristan sınırında öldürülmüş ya da oraya bırakılmış. Bir yazarın, düşünce adamının başına gelebilecek korkunç bir şey.
Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali tanışıyor ve birbirini seviyordu. Yolları dönemin en etkili fikir ve edebiyat dergisi olan Resimli Ay’da kesişmişti. Hapislik yıllarında da mektuplaşmayı sürdürdüler. Benzer fikirleri vardı. Nazım Hikmet kendisine şiirlerini gösteren Sabahattin Ali’ye düz yazıdaki yeteneğini fark edince roman ve öykü yazması tavsiyesinde bulunmuştu.
Her iki isim de aynı dönemin toplumsal ve siyasal koşullarını kıyasıya yaşamış, bu hem onların eserlerine yansımış hem de hayatlarına büyük etkide bulunmuştu.
1930’lu ve 1940’lı yıllar Kurtuluş Savaşı sonrası, inkılapların pekiştirilmeye çalışıldığı, merkeziyetçi ve otoriter bir özelliğe sahipti. Sovyetler Birliği ile her ne kadar iyi diplomatik ilişkiler geliştirilmeye çalışılsa da içeride komünist fikir ve hareketlere karşı kuşkucu ve sert bir tavır söz konusuydu.
Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali ise bildiği yoldan şaşmayan, korkmayan ve fikirlerini ileri sürmekten asla çekinmeyen, bu nedenle de sistemle karşı karşıya gelen insanlardı. Şartlar ne olursa olsun sanat ve edebiyat gündeminden ayrılmadılar ve yapıtlarının hayata geçmesi için mücadele ettiler. Anadolu insanının sorunlarını, ezilmişliğini eserlerinde merkeze koymuşlardı. Her ikisinin de toplumcu gerçekçi bir çizgisi vardı.
İkisi de benzer ideolojiye sahipti. Nazım Hikmet onunla ilk tanışmalarını anlatırken Sovyet Rusya deneyimine çok ilgili olduğundan bahsediyor.
Muhalif duruşları ve eleştirileri yüzünden başları dertten kurtulmuyordu.
İkisi de birçok dava ile yüz yüze geldi. Fikirleri yüzünden hapis yattılar. Nazım Hikmet on üç sene, Sabahattin Ali ise kısa aralıklarla birkaç kez hapis yattı.
İkisi de hayatından endişe ediyordu ve çareyi yurt dışına çıkmakta gördü. Nazım Hikmet 1951 yılında Moskova’ya giderek başarılı oldu. Sabahattin Ali ise 1948’de Bulgaristan’a gitme çabasını hayatıyla ödedi. Zaten yurt dışına çıkmak istemese de başına kötü şeyler gelecekti muhtemelen.
Nazım Hikmet dostunun ölümünü hapishanede öğrendi. Büyük bir acı duydu. Daha sonra Budapeşte Radyosunda onu anlatan programlar yaptı.

Yorumlar
Yorum Gönder