Cemil Kutlu’nun Birinci Dünya Savaşında Rusya’daki Türk esirlerini anlatan önemli bir doktora tez çalışması bulunuyor.
Yine Cemalettin Taşkıran’ın tüm cephelerdeki esirleri konu alan “Ana ben ölmedim” adında güzel bir kitabı var.
Ustaca seçilmiş bu isim aslında konunun vahametini çok iyi vurguluyor. Rusya örneğinde zor savaş koşullarında tarafların birbirine nefret beslediği bir ortamda esir düşmek, ağır kış koşullarında Rusya’nın uzak Sibirya şehirlerine sevk edilmek birçok esirin hayatına mal olmuştu. Öyle ki esirlerin sadece üçte biri yıllar sonra vatanlarına geri dönebilmiştir.
Dönebilen esirler durumun neden olduğu çeşitli travmaların etkisinde kalmıştır. Defalarca ölümle burun buruna gelmişler, soğuktan ve hastalıktan titreme nöbetlerine girmişler, yanı başlarında arkadaşlarının ölümüne şahit olmuşlardı. Savaşın ve esaretin kirli yüzünü görmüş, yıllar sonra memleketlerine dönebilmenin buruk sevincini yaşamışlardı.
Esirler önce sorgulanıyor, sonra belli merkezlerde karantinaya alınıyor, ardından toplama kamplarına gönderiliyor, oradan da büyük Rusya coğrafyasının muhtelif şehirlerine sevk ediliyordu. Esirlerin yiyecek, giyecek imkanları sınırlıydı. Uygun tren vagonları yoktu ve soğuk yük vagonlarında günler süren yolculuklar söz konusu oluyordu.
Yazının başında belirtilen kaynaklara göre Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusya’sı ve Osmanlı Devleti arasında cereyan eden savaşlarda yaklaşık 65 bin Osmanlı askerinin esir düştüğü tahmin ediliyor.
Esasen esirlerin ne kadarının uluslararası anlaşmalar çerçevesinde “savaş esiri” statüsüne kavuşarak belli haklardan yararlandırıldığı belirsizdir. Çeşitli kaynaklar ve anılardan anlaşılacağı üzere esir alındıktan hemen sonra veya toplama bölgelerinden asıl kamplara gönderilemeden çeşitli sebeplerle hayatını kaybeden yüksek sayıda esir bulunuyor.
Sarıkamış Hareketi sırasında şehit düşen yüksek sayıdaki asker yanında yaklaşık 15 bin askerin ve ayrıca çok sayıdaki sivil vatandaşın esir edildiği malum. 1915-1916 döneminde Doğu Anadolu şehirlerindeki diğer savaşlar, Çoruh, Kaladere, Kop savaşları, Romanya ve Galiçya muharebelerinde esir edilen askerlerle birlikte bu sayı 65 bini bulmaktadır.
Askerler önce Sarıkamış, Tiflis gibi toplama bölgelerine daha sonra Hazar Denizinde Bakü açıklarındaki Nargin adasına oradan da muhtelif Rus şehirlerine dağıtılmıştır.
Su kaynağı bulunmayan, kurak ve zehirli yılanlar barındıran bu ada açlık, susuzluk ve salgın hastalık nedeniyle yüksek sayıdaki esirin ölümüne neden olmuştur. Azerbaycan Türkleri adaya gizlice yiyecek, su ve ilaç ulaştırmaya çalışmış, çok sayıdaki esirin adadan kaçmasını sağlamıştır.
Esirlerin en çok sevk edildiği yerler Sibirya bölgesindeki Krasnoyarsk, İrkutks, Omsk, Vladivostok gibi şehirlerdir. Kazan, Samara, Saratov, Ufa, Penza, Arhangelsk, Kostroma gibi şehirler de esirlerin sevk edildiği şehirler arasında yer almaktadır.
Türklerin ve diğer müslümanların yaşadığı bölgelerden geçen Osmanlı eserlerini halk üzüntü ve gözyaşı içinde izliyordu. Bazen çok şeyi göze alarak esirlere yiyecek vermeye çalışıyordu.
Türk asıllı halklar özellikle de Tatarlar Osmanlı esirlerine yardımlarda bulunabiliyorlardı. Esirlere pasaport, sivil elbise ve güvenli yerler sağlayıp kaçmalarına yardım edebiliyorlardı.
Genelde subaylar için daha iyi yaşam koşulları söz konusuydu. Bunlar Rus hükümetinin müsadere ettiği geniş evlerde kalabiliyor, ayrıca küçük bir miktar aylık bağlanabiliyordu.
Esirlerin yüz yüze kaldığı en büyük sorunlar soğuk ve hastalıklardı. Özellikle bitlenme büyük sorundu. Genelde iç çamaşırı yoktu. Çorabı olmayanlar çamaşırlarını ayaklarına sarıyorlardı. Özellikle tifüs ve kolera en yaygın hastalıklardı. Bu hastalıklardan çok sayıda kayıp veriliyordu.
Esirler muhtelif ağır işlerde çalıştırılıyordu.
Rusya’da sağ kalmayı başaran esirlerin imdadına Ekim Devrimi yetişmişti. Rusya’nın savaştan çekilmesiyle esirler için de geri dönüş yolu açılmıştı. Bu tarihten sonra kamplardaki otoritenin çökmesi nedeniyle çok sayıdaki esir firar etmiş ve kendi imkanlarıyla Türkiye’ye dönmeye çalışmıştır. Kalanlar ise resmi uygulamalar çerçevesinde zaman içinde Türkiye’ye trenlerle sevk edilmişledir.
Esir alınan askerlerin sadece 20-25 bin kadarının Türkiye’ye dönebildiği, geri kalanın ya esir alındığı dönemlerde ya toplama bölgelerinde ya sevk edilme aşamalarında ya da Rusya’daki kamplarda hastalık, açlık ve çeşitli saldırılar nedeniyle hayatını kaybettiği anlaşılıyor.

Yorumlar
Yorum Gönder