Nazım Hikmet ve Kemal Tahir’e 1938 yılındaki Donanma Davasında ağır cezalar verildi. Nazım Hikmet 28 yıl, Kemal Tahir ise 15 yıl hapis cezası almıştı. Tabi Kemal Tahir’in davaya dahil olma sebebi oldukça ilginç. Nuri Tahir bahriye subayıydı ve Kemal Tahir’in kardeşiydi. Suçlama Kemal Tahir’in kardeşine Sabahattin Ali ve diğer yazarların sol içerikli kitaplarını vermiş olmasıydı.
Önce aynı hapishanede yatmış sonrasında ise farklı hapishanelere sevk edilmişlerdi. Çankırı cezaevinde bir süre aynı koğuşu paylaşmışlardı. Özellikle 1940 ve 1950 arasında sürekli mektuplaştılar. İkisi de 1950 yılındaki aftan yararlanmıştı.
Nazım Hikmet kendisinden daha genç olan ve henüz önemli eserlerini ortaya koymamış bulunan Kemal Tahir’i yazması konusunda hep teşvik etmişti. Bu noktada ilginç olan tıpkı Sabahattin Ali’ye yaptığı gibi onu da şiir değil roman konusunda yönlendirmesi, gözlem yeteneğini övmesidir.
Dostlukları yanında fikir ayrılıkları da söz konusu oldu. Temel ayrılık noktası Nazım Hikmet’in Sovyet çizgisine yakın olması, daha evrensel ve devrimci bir çizgide kalması, Kemal Tahir’in ise Marksizm’i Türk toplum yapısına göre yeniden yorumlamasından kaynaklanmıştı. Kemal Tahir Marksist teoride yer alan Asya tipi üretim tarzının özelliklerini ele almış ve bunu eserlerinde işlemiştir. Kemal Tahir Türkiye’nin tarihsel olarak özgünlüğüne vurgu yapmış ve daha yerel bir çizgi benimsemiştir. Tahir bu yerelliği özellikle Osmanlı’nın üretim yapısı, devlet geleneği ve köy yapısı gibi unsurlar üzerinden kurmaktadır. Bununla birlikte Kemal Tahir köylülüğü idealize etmeyerek iş tutma biçimini tarihsel bağlam içinde gerçekçi olarak yansıtmıştır.
Nazım Hikmet Osmanlıyı feodal ve Marksist teori çerçevesinde zamanını doldurmuş bir imparatorluk olarak görürken Kemal Tahir Batı dünyasının feodalizm ve kölelik özelliklerine dayanan yapısının Türkiye’ye uymadığını savunmuştur. Osmanlı’nın sömürücü bir sınıf farklılığına dayanmadığını, adaletli ve sosyal yönü bulunan bir devlet geleneğine dayandığını düşünmüştür.
Esasen Kemal Tahir özellikle Devlet Ana adlı yapıtında bu görüşlerini etkili şekilde ortaya koymaktadır.
Kemal Tahir Türkiye’deki Batılılaşma hareketlerini, tepeden inme olması, Türk toplum yapısı ve kültürüne uymaması gerekçesiyle eleştirmiştir. Bürokrasi elitlerinin bu özellikleri görmezden geldiğini, halkla kopuk olduklarını ileri sürmüştür.
Bu açıdan bakıldığında da Rus yazar Dostoyevski ile benzerliği bulunmaktadır. Hatırlanacağı üzere Dostoyevski de Batılılaşmaya karşı bir tutum ve söylem içerisindeydi. Petro reformlarını iyi karşılamıyor, aydınlarla halk arasındaki mesafeye kızıyor, bunun nedeninin Batılılaşma düşüncesi olduğunu ileri sürüyordu. Dolayısıyla farklı özelliklerde olmakla birlikte ikisinde de bir yerellik çizgisinden söz edilmesi mümkündür.
Fikirsel ayrışma ve iletişimin son dönemde kopmasına rağmen, Nazım Hikmet’in 1963 yılındaki ölümü Kemal Tahir’i oldukça üzmüştü. Nazımın kardeşi Melda Kalyoncu’yu kendi kardeşi olarak görmüş ve yardımcı olmuştu. Sohbet ve söylemlerinde Nazım’ın büyük bir şair olduğunu ifade etmişti. Ayrıca Nazım’ın mektuplarının Kemal Tahir’e Hapishaneden Mektuplar adıyla yayımlanmasına izin vermişti.
Nazım Hikmet, Sabahattin Ali ve Kemal Tahir dönemin komünizme ve sol hareketlere oldukça sert ve şüpheci olan tutumundan son derece olumsuz etkilenmiş üç büyük isimdi.

Yorumlar
Yorum Gönder